5 Haziran 2012 Salı

RAJASTAN 2012

TEKRAR HİNDİSTAN... / 18 MART 2012
Geçen sene Hindistan'dan İstanbul'a döndüğümden beri bu ülkeye tekrar gitmenin fırsatını kolluyorum. Nihayet bir yıl sonra bir sabah yine Delhi'deyim... Bu şehir çok kalabalık ve gürültülü. Çok kalmak niyetinde değilim. İnip bir dükkanda paratha (peynirli, bazlama gibi bişey) ve hint çayıyla bir kahvaltı yaptıktan sonra Rajeev'in motor kiralama dükkanına gittim ama dükkan kapalı. Pazartesinin hinduların tatili olduğunu unutmuşum. Motor alma işi yarına kaldı. Bugün Delhi sokaklarında boş boş dolanma günü.


Ertesi gün yine dükkandayım, dükkan yine kapalı. Rajeev sokağa bir masa bir tabure atmış, işlerini ordan yürütüyor. Dükkanı parasızlık yüzünden kapatmış. Günlüğü 10 dolara 200 cc 55.000 km de Hero Honda kiraladım. Rajeev 15 dakkada yağı, lastikleri değiştirdi. Yanımda götürdüğüm gps elektrik kablosunu, motora bir çakmak soketini kaynak yaparak halletti. Delhi'den hemen kaçmak istiyorum. 12:00 gibi motoru alır almaz deneme sürüşü yapmadan yola çıktım. Zaten bir sorun çıksa bile her yer adım başı motor servisi nasıl olsa.


Jaipur yolu... Önce koyunlar, sonra develer... Toz, toprak, kuru sıcak. Çöl iklimine giriyorum. Artık Rajastan'dayım.




Rajastan; çölleri, çingeneleri, rajput savaşçıları, müziği ve Maharaja'nın ihtişamlı saraylarıyla Hindistan'ın en renkli eyaletlerinden biri.

Çöl iklimine girdikçe insanlar da değişiyor...
Rajastan'ın esmer, ince uzun insanları...



Jaipur, Rajastan'ın en büyük şehri. Geçen sene Jairpur'da çok zaman geçirmiştim. Planım burada fazla zaman kaybetmeden Pushkar'a doğru yola çıkmak.


Amber Fort. Kaleye fille ya da yürüyerek çıkılıyor.
 
Amber Fort'un temizlikçi kadınları.




Jaipur'daki fil ahırı.



Jal Mahal. Su yokken ördek avı için yapılmış bu saray. Sonradan baraj yüzünden bu göl olmuş burası. Suyun altında 4 kat daha varmış. Bu görünen, sarayın üstü aslında.



Maymun Tapınağı'na giderken...



YALINAYAKLAR KOLEJİ... 21 MART 2012
Ertesi gün 135 km uzaklıktaki Pushkar'a doğru yola çıktım. Yol üzerinde çok merak ettiğim bir yer var; "Yalınayaklar Koleji"... Hava çok sıcak ve bu mevsimde güneş kendini sağlam hissettiriyor. Hem yanıyorum hem gidiyorum. Motor montu ve motor pantolonunu zaten almamıştım yanıma. Ara ara kasktan kurtulmak da biraz olsun serinletici oluyor.
Yol boyunca sık sık mola verip yemek yiyeceğim kamyoncu mola yerlerinden biri... Kamyoncular geceyi bu dışardaki yataklarda geçiriyor. Gündüzleri bu yataklar yemek masası oluyor. Kahvaltının yatağa gelmesi güzel bişey tabii.



Yolum üzerindeki Çobanlar... Fotoğraflarını çekerken biri çağırdı, gittim. Hintçe bişeyler söyledi. Diğeri de ingilizce olarak tercüme etti; "Bıyıklarının da fotoğrafını çekecekmişsin".Bıyıklarının çok şahane olduğunu söyleyip fotoğrafını çektim, hoşuna gitti.



Jaipur-Pushkar yolu üzerinde, sağa giden toprak yola sapıp 10 km kadar gittiğimde Tilonia adında bir köy var. Bu köyde de bir kampüs... Barefoot College. Barefoot College'in kurucusu Bunker Roy'un koleji anlattığı konuşması:

 

Bunker Roy'un 1972 de kurduğu bu olağanüstü yer Rajastan'da en merak ettiğim yerlerden biri.Burada okuma yazması olmayan, kendi dillerinden başka dil bilmeyen kadınlara solar enerji, tıp, homeopati, müzik, kadın hakları ve bir çok konuda eğitim veriliyor. Az gelişmiş ülkelerden gelen kadınlara 8 ayda güneş enerjisinden elektrik üretmeyi öğretip ülkelerine gönderiyorlar. Kadınlar bu bilgilerini ülkelerinde kullanıyor. Seçilen kişiler özellikle yaşlı kadınlardan oluşuyor. Bunker Roy, bunun nedenini, "bunları erkeklere öğretirsek onlar bu bilgilerle büyük şehirlere gidip para kazanmayı deneyecekler ve köylerine katkıları olmayacak. Oysa yaşlı kadınlar yaşadıkları yeri terketmez. Bilgilerini kendi köylerinde kullanırlar." diye anlatıyor. Burada sularını yağmur suyunu biriktirip elde ediyorlar ve kendi yiyeceklerini kendileri üretiyorlar.

Videoda bahsedilen kuklalardan yapan insanlar... Farklı ülkelerden gelen kadınların birbiriyle anlaşıp kaynaşmasında, öğretilen şeyleri kavramasında bu kuklalar kullanılıyormuş.

Kampüsü, bana orda yatılı kalan bu çocuk gezdirdi. Her kuklanın bir ismi varmış. Hepsini saydı, sadece biri aklımda kaldı.

Ortadaki kukla, Yalınayaklar Koleji'nin kurucusu Bunker Roy.



Kampüsteki diş muayenehanesi. İtalyan bir doktor, hintçeden başka dil bilmeyen bu ablayı eğitmiş. Artık dişlerle o ilgileniyor.

Kampüste tıp eğitimi...

Atık kağıt ve pamuktan üretilen güneş enerjisi panellerinin yalıtkan parçalarını yapan kadınlar.



Güneş enerjisi ocaklarından biri... Güneş ışığı, aynalardan tek bir noktaya yansıyor ve kampüsteki tüm yemekler bu enerjiyle yapılıyor. Kampüsteki elektrik bu enerjiyle sağlanıyor. Bilime kafam çok basmadığından çocuğun "orası çok sıcak yaklaşma" dediği yere elimi soktum. Çok sıcakmış.

Saat 13-14 arası öğle yemeği. Herkes yemeğe gidiyor. Yemeğimizi tabldotta alıp bir sürü kişi, boş bir salonda yere oturup yedik. Sonra tabldotlarımızı yıkadık.

Kampüs kütüphanesi. Hintçe ve ingilizce kitaplar...







Bu kadın güneş enerjisi panellerinin yapımında çalışıyor. Panellerin nasıl çalıştığını hintçe anlattı. Elimi yaktığımda anlamıştım ben zaten.






Kadınlar burda kendi kumaşlarını kendileri üretip dikiyorlar.

Kampüsün dokuma tezgahları.

Burası ahşap atöylesi. Çocukların eğitim amaçlı araç gereçleri burda yapılıyor.

Burası yabancı kadınların eğitim gördüğü sınıf. Fiji'den, Uganda'dan, başka bir sürü az gelişmiş ülkelerin köylerinden kadınlar burada 8 ay boyunca eğitilip köylerine güneş enerjisi uzmanı olarak gönderiliyor ve sistemi köylerinde kuruyorlar.

 Buradaki eğitimde kullanılmak ve satılmak üzere atık kağıtlardan defterler üretmişler. Bu defterlerin tanesi 8 rupi. Çünkü üretim maliyeti bu. 5 tane alıp 50 rupee verdim. Beni gezdiren çocuk para üstü aramak için epey dolandı. "Önemli değil" dedim. Paranın üstünü vermek konusunda ısrar etti. Dedi ki; Simple people don't use money.
Ödeme ve para üstü için buraya geldik.

Yalınayaklar Koleji, görüp görebileceğim en müthiş yer sanırım.

Hava karardıktan sonra Hindistan'da motor kullanmak biraz sıkıntılı. Kampüsten ayrılıp 50-60 km uzaklıktaki Pushkar'a doğru yola koyuldum...

PUSHKAR 21 MART 2012
Geçen sene, Pushkar'da her sene düzenlenen deve festivaline günübirlik uğramıştım ama Pushkar'ı gezmeye vaktim olmamıştı. Bu sene biraz daha uzun kalmak istiyorum.
Pushkar,  küçük bir  yerleşim yeri. Ama hindular için önemli bir kasaba.  Burası hinduların hac yeri.

Barefoot'da tanıştığım bir İtalyan bir gezginin tavsiyesiyle Milkman Guest House'a yerleştim. Güzel ve ucuz bir pansiyon. Günlüğü yaklaşık 12 liraya geliyor.



12 lira pahalı gelirse, pansiyonun çatısında daha ucuz bir seçenek daha var. Ama bu sıcakta çekilmez orası.

Ben odayı tercih ettim...




Milkman Guest House'dan Pushkar manzarası.

Ertesi sabah Pushkar gölündeki ghatlara gitmek üzere yola çıktım. Yolda bir kız ve annesiyle karşılaştım. Kız selam verdi, nerden gelip nereye gittiğimi sordu, adımı sordu söyledim. Onun adı Rajuri'ymiş ve ailecek müzisyenmişler. Sonra bi yerde oturup çay içtik.

Sonra abisi Raju da yanımıza geldi. Rajuri şarkı söyledi, abisi çaldı. Bu aletin adı ravanhatta. Hem Rajuri'nin hem ravanhattanın sesi çok güzeldi. Pushkar'ın biraz dışında çöldeki evlerine davet ettiler. "Sana müzik yaparız, çay yaparız" dediler, "iyi gelirim" dedim. Saat 16:00 da buluşmak üzere sözleşip ayrıldık.



Daha önce yazmıştım, Pushkar hindular için kutsal bir kasaba. Burası Pushkar Gölü'nün kenarındaki ghatlar. Her gün doğumu ve batımında hindular bu kutsal küçük gölde yıkanıyorlar.



Çevresine bir grup insanı toplamış heyecanla birşeyler anlatan biri. Muhtemelen dini hikayeler...

Öğle yemeği...

Pushkar küçük bir yer. Biraz yürüyünce şehir bitiyor, çöl başlıyor. Yemekten sonra yine Pushkar civarında yürürken bu adam peşime takıldı. Bi yandan ravanhattasını çalıp bi yandan peşimden geliyor. Peşimi bıraksın diye Pushkar'dan çıktım, çöle girdim. Çöldeyim, etrafta arkamda ravanhatta çalan bir adam dışında hiçbirşey yok. Sonra durdum, adama döndüm biraz daha dinledim. Keyifliydi aslında. Fotoğrafını çektim sonra güzel çaldığını söyleyip para verdim, teşekkür ettim, gitti...



Pushkar, küçük ama gezginlerin sık uğradığı bi yer. Turistler çoğunlukla ana caddesinde alışverişte. Ara sokaklar daha eğlenceli.
 



Hint çayı; darjeeling çayı, baharat ve sütle yapılıyor. Su yok. Bu adam çay için süt kaynatıyor.

Saat 16:00 da Raju'yla buluştuk. Rajuri'yle annesinin evde olduğunu ve eve beni kendisinin götüreceğini söyledi. Pushkar'dan çıkıp, çöle girdik. Ev dediği ne çadır ne ev... Fotoğraftaki gibi yerler.

Çapati ve biberli yağlı bi yemek verdiler yedim.

Çölde buna benzer başka çingene grupları da var. Geçimlerini çoğunlukla müzikten sağlıyorlar.







Rajuri'nin amcası ravanhattasını alıp geldi. O çaldı Rajuri söyledi. Yarım saat kadar oturdum dinledim. Sonra amca "gönlünden ne koparsa" dedi. "Olur" dedim...

Sonra

Onlar başka şehirdeki bir düğünde çalmaya gittiler, ben de çadırların orda dolandım.





Pushkar'ın tepesindeki Savitra Tapınağı'na çıkan yol. 500 basamakmış. Yolda tepeye ulaşma umudunu kaybetmiş, kızarmış, yorgun ıslak turistler filan vardı.

Savitra Tapınağı'ndan Pushkar manzarası.

O kadar basamak çıktım, ihtişamlı bi tapınak bekliyordum. Ufak bi yermiş. Ben de arka taraftaki maymunlarla oynaştım.





Tapınaktan dönüşte çöl tarafında başka çingene yerleşim yerleri.

Orda da evlerine davet ettiler. Bana fotoğraf albümlerini gösterdiler. Karısı bize çay yaptı.



Abi çaldı ufaklık oynadı. Abi diyorum ama yaşıtmışız aslında adamla.

Her çağıranın arkasından gitmek gibi bi alışkanlık edindim. Bu kadın yolda beni çevirdi, "gel eve çay yapayım çapati yapayım" dedi. "Yok" dedim "işim var gitmem lazım". "O zaman yarın gel" dedi. "tamam" dedim. Söz verdirtti. Evinin gösterdi, içerde 2 dakka oturup otele döndüm.

2 gün önce motor iyice sapıtmıştı. Dumanlar filan... Bi de çok yağ yakıyor. Tamir için Raju diye bi tamirciye götürdüm. "Piston sekman lazım, bi de yatağı traşlıycaz" dedi. 1 günde halledebilirmiş. Motorda, kaza dışında olabilecek en tatsız şey. Fazladan bi gün daha burda kalacağım.

Raju kafası değişik bi adam. Öyle arada bana bakıp kahkaha filan atıyor. Motoru komple söktü, bütün gece uyumayıp motoru yaptı. Gece 1 e kadar yanında durdum. Cips yedik, birbirimize bakıp bakıp kahkaha attık. Sonra ben uyumaya gittim. O işe devam etti. Ertesi gün sabahı motoru toplamıştı. "Ben bunu bugün test edeyim" dedi. Ben de Pushkar'da dolandım boş boş.

Sultanahmet'deki güvercinler için yem satan adamlar var ya, burda da inekler için yem satan kadınlar var. İneklere yem alıp yediriyosun, sevaba giriyosun.





Pushkar Gölü. İçinde onlarca çeşit canlının yaşadığı küçük bir göl.

Pushkar'da günbatımının özel bir anlamı var. Bunu sonra anlatacağım.

Bugün Pushkar'da bi oynaklık var. Her yere balonlar, lambalar asılmış millet oynuyor. Akşama kesin bişey olacak.

Akşam saatinde hareketliliğin nedenini öğrendim. Bugün hint yılbaşısıymış. Pushkar'da ana caddede kutlamalar vardı. Motor bozulmasa ve bu sabah gitsem bunu kaçıracaktım.

Bu adamlar insanlara şeker dağıtıyorlar. Çok şeker yedim.





Kafasında su olan adam bi yandan dansedip bi yandan milletin üzerine su döküyor.















Bütün gece bedava şerbet ve meyve dağıttılar.







Bugün sabah yeni pistonum yeni sekmanım ve yeni gömleğimle Bikaner'e doğru yola çıktım. Bikaner'e gitmemin nedeni Bikaner'i görmekten çok, yol üzerindeki Fareli Tapınak...


FARELİ TAPINAK (KARNI MATA) 25 MART 2012

Yolumun üzerindeki deve pazarı.



Hava çok sıcak ve motorum rodajda olduğu için 40-50 km hızla dümdüz yolda gitmek hiç güzel değil. İlk 500 km böyle yavaş gitmem lazım.

Yol üzerinde yoldan biraz sapıp Karni Mata Tapınağı'na gittim. Fareli tapınak...

Tapınağın her yeri sağa sola koşturan farelerle dolu. Ayaklarınızın altı, üstü her yer. Farelere basmamak için çaba sarfetmek lazım.



Hindular buradan hindistan cevizi, süt ve farelerin sevebileceği bişeyler alıp onları besliyorlar.
 








BIKANER 25 MART 2012
Bikaner'deyim. Zamanında avrupalılarca sömürülmüş olmanın etkisi yapılarda fazlaca hissediliyor. Fareli tapınaktan sonra güzel bir otelde acilen bir duş istiyorum. Hem çamaşır filan da yıkamam lazım. Valizim ağır olmasın diye 2 tişort 2 pantolonla yola çıkınca çamaşır yıkamak şart oluyor. Kendime güzellik yapıp Bhairon diye iyi bi otelde kaldım. Burası o otel. Biraz pahalı tabii... 25 lira civarında.

Bikaner'deki Junagarh Kalesi.









Jain tapınağı. Jain dinine inananlar et yemez, topraktaki canlılara zarar vermemek için kök bitki yemez, ve giyinmezler ya da üzerlerini en fazla bir bezle örterler. İnanışları hiçbir canlıya zarar vermeme üzerine kuruludur.



Tapınağın çatısından Bikaner.

Bikaner iki bölümden oluşuyor. Eski ve yeni şehir.
Buralar hep eski şehir.





Bikaner'de bir gece kaldım. Bir sonraki durağım Jaisalmer... Yol üzerinde çölde çay molası...



JAISALMER 26 MART 2012
Önümde henüz rodajdaki motorumla aşmam gereken 332 kmlik uzun bir çöl var. Neyse ki yol eğlenceli. Yolumun üzerindeki Rajastan köyleri.



Yolda motorla giderken uçan tavus kuşlarının kanatlarının rüzgarını hissetmek şahane bişey.



Yine bi molada para isteyen çingeneyle kızı. Söylediydi ama adını unuttum ufaklığın.



Akşam üzeri Jaisalmer'de Siddartha Guest House'daki odamdayım. Eski püskü ama güzel bi yer. Böyle balkona benzer bi yeri bile var.
 

Balkonumun manzarası da güzel. Bakkal var altta. Bişey isteyince getiriyorlar. Karşıdaki sivri yer Jain Tapınağı.
 

Jaisalmer iki bölünden oluşuyor. Kalenin içi ve dışı. Kalenin dışı normal bir hint şehri. Herkes işinde gücünde. Kalenin içi daha turistik. Dükkanlar, oteller filan hep orda. Çöl kumundan yapılmış, dantel gibi bir şehir...

Kalenin dışı...



Balkonumdan görünen Jain Tapınağının içi.









Bilinçsizce kamasutra yapan kadının dramı.

Karşısı Jaisalmer müzesi. 









Bhang Shop, her türlü hint keneviri ürününün serbest satıldığı bir dükkan. Hint kenevirli kekler, bisküviler, pastalar, bhang lassi filan... Hindistan'ın her yerinde serbest gerçi. Ama Rajastan'da daha bi serbest.

Bu adam bhang lassi yapıyor. Lassi, ayrana benzer bi içecek, ama şekerli. Bhang lassi olunca içine hint keneviri de konuyor.
 

Kalenin içinde takı satan çingene.
 



Jaisalmer Gölü. Rajastan'da nerde bi su birikintisi varsa oraya hemen şehir kurmuşlar.



Jaisalmer...

Bu resimleri bu adam yapıyormuş. Adı Ladu. Meslektaş olduğumuzu öğrenince masala çay ısmarladı. Çizimleri nasıl yaptığını filan anlattı.

Yolun yarısından çoğu, motorun da tamamı bitti... Bugün motor elimde patladı. Yine piston ve sekman problemleri... Paketleyip kiraladığım yere kargoyla geri postaladım. Motordan kurtulmamın şerefine Jaisalmer'de danslar edildi, kutlamalar yapıldı.

Gece vakti Jaisalmer.
 



Artık motorsuzum. Otobüs, tren, maymun... Ne bulursam onunla devam edeceğim.

Bir sonraki durağım "mavi şehir" Jodhpur...



MAVİ ŞEHİR JODHPUR 31 MART 2012
Jodhpur neden mavi net olarak bilmiyorum. Çeşitli söylentiler var. Mesela mavi renk kötü ruhları uzak tutarmış... Akrepleri de uzak tutarmış. Ya da Shiva'nın rengi mavi olduğundan maviye kutsal anlam yüklenmiştir belki. Şiva'nın mavi olmasının nedenini biliyorum. Bir gün şeytani güçler dünyadaki tüm suları zehirleyip insanları yok etmeye niyetlenmişler. İnsanlar durumu Şiva'ya anlatınca Şiva tüm dünyanın sularındaki zehri içmiş ve mavi olmuş.

Amar Niwas Guest House'u Lonely Planet'ten buldum. Günlüğü yaklaşık 5 lira. Şeker bir sahibi var. Benim çizer olduğumu öğrenince pek hoşuna gitti. "resmimi çiz" dedi, "o uzun iş" dedim, web sitemdeki çizimleri gösterdim. Beğenmiş olacak ki, yan yana, sırt sırta, oturarak, kalkarak, ailesiyle, çocuğuyla 20-25 kadar fotoğraf çekildik birlikte. Sonra anı defterine birşeyler yazmamı istedi, ben de yazdım.
 



Hindistan'da inşaatlarda kadınlar ve erkekler birlikte çalışıyor.

Jodhpur'un tepesinde kayalıkların üzerinde Mehrangarth Kalesi. Maharaja'nın eski ikametgahı. Dantel gibi ince ince işlenmiş bir kale. Herhalde kadınlar inşaatta çalıştığından oluyor bunlar.











Pazar günü, hint tanrılarından Rama'nın yaşgünüymüş. Hintlilerle ve diğer tanrılarla birlikte onun yaşgününü kutladık. Hindular kutlama için bahane bulma konusunda çok başarılılar.





Dini müzik çalan traktörün arkasına takılan dede.

Bu gençler üzerlerinde tuğla kırıyorlar, çivili tahtaya yatıp üzerlerinden motosiklet geçirip eğleniyorlar.







Bazı tanrılar sıcaktan bayıldı.























Ben başta dedim, oynamayı bilmiyorum diye. Ama kolumdan çekiştirip beni de oynattılar. Beceremediğim için çok eğlendiler. Beceremediğim halde ben de eğlendim.









Bu ülkede bi ben tanrı değilim bi de biraz daha insan daha var tanrı olmayan...

Bu üç kişi, savaşta kahramanlıklar yapıp sonra ingilizler tarafından idam edilen üç hintliyi temsil ediyormuş.

Hanuman uçarken...



Mavi şehrin ara sokakları. "Bizi de çek" dediler, ben de çektim.

Jaswant Thada Tapınağı. Gölün kenarında kurulmuş tamamı mermerden bir tapınak.
Gölün etrafında dolaştığım için görevliden azar işittim. Etrafta çok zehirli yılan varmış.



Jodhpur'un 10 km dışında Mandore Garden.








UDAIPUR 3 NİSAN 2012
Yaklaşık 250 kmlik bir kısmı ayakta geçen bir otobüs yolculuğundan sonra Udaipur'dayım. Burada iki tip şehirlerarası otobüs var. Pek lüks olmayan turist otobüsleri (ki bunların tepelerinde yatacak yerleri var.) ve hiç lüks olmayan halk otobüsleri. Bunlarda erken giden yeri kapar, diğerleri ayakta gider. Ben kendime eziyet etmeyi sevdiğim için halk otobüsünü seçtim.

Udaipur, Rajanstan'ın diğer şehirlerinden farklı. Çöl yok ve sulak bi yer. Şehrin içinden kanallar geçiyor. 

Picchola Gölünde, Jag Mandir.

Jagdish Tapınağı'nın avlusu.

City Palace. Maharaja sülalesinin eski ikametgahı.





City Palace'da haberci güvercinlerin kafesleri.















Sil sil bitmez o kapı.
 

Jag Niwas. Maharaja'nın yazlık mekanlarından biri.

Udaipur'un kanalları. Udaipur "Doğunun Venedik'i" diye anılıyor. Ama ineklisi...





Arkada Fatehsagar Gölü'nün ortasında Nehru Park.



Shilpgram Köyü... Burası Udaipur'un biraz dışında bir köy. Köylüler burada Hindistan'ın çeşitli bölgelerine ait evler yapmış. O bölgelere ait danslar, kukla gösterileri ve müzikler yapılıyor ve çevredeki köylüler el işi şeyler yapılıp satılıyor.
 



Shilpgram Köyü'nde Rajastan evi.





Kerala balıkçı kulübesi...

Tepenin birine yapılmış Moonsoon Palace'dan Udaipur manzarası. İnsanlar buraya gün batımını seyretmek için geliyorlar.





Akşam vakti Picchola Gölü'ndeki ghat.





"Holy cctv watching 24/24"
 



Bir arkadaşım Hindistan'da siyah beyaz fotoğraflar çekmiş. Fotoğraflarla ilgili, "Hindistan'da çok fazla renk var. Bu kadar çok renk asıl olan şeyi gizliyor, siyah beyaz fotolarda herşey daha olduğu gibi." demişti. Dediğine katılıyorum. Hindistan sadece renklerden oluşmuş bir ülke olmanın çok ötesinde bir yer. Burda geçirdiğim 3 günün ardından otobüsle Ajmer'e ordan rikşayla tekrar Pushkar'a gidiyorum.


PUSHKAR'A GERİ DÖNÜŞ 6 NİSAN 2012
Pushkar, Rajastan'da gördüğüm en özel yerlerden biri. Kalan zamanımı burada geçirmek niyetindeyim. Gece vakti daha önce kaldığım otele Milkman Guest House'a gidip uyudum.

Hindistan'a ilk geldiğimde ne nedir bilmediğimden, menüden adı hoşuma giden yemekleri sipariş ediyordum. Şimdi hepsinin ismini öğrendim.



Tepsi ya da tabldotta 3-4 çeşit yemek olunca ona "thali" deniyor.

Tapınak bahçesinde esrar içen sadular.





Pushkar küçük yer. Rajuri'yle tekrar karşılaştık. Çay içtik, sonra benden cips almamı istedi. Bi tane cips alıp verdim, "2 tane istiyorum" dedi. Birini orda yedi, diğerini kardeşlerine götürmek için cebine attı.

İlerleyen günlerde Rajuri ve ailesini son bir kere daha görmek ve onları bir kez daha dinlemek için çöldeki çingene çadırlarına gittim. Amcası ordaydı ama Rajuri yoktu. Yine bir düğünde şarkı söylemek için başka şehre gitmiş. Onları bir daha göremem herhalde.



















Bilezikleri görelim...


Çingeneler aile albümlerini göstermeyi seviyorlar. Aile albümlerinden başka pek bişeyleri olmadığı için heralde...


Pushkar'da son akşamım. Her gün batımında göl kenarında çalan davullar ve esrar içen saduların şarkılarını dinlemek kafayı çok başka bir yere götürüyor. Sadece bir sonraki gün batımlarında o davulu tekrar dinlemek için birkaç gün daha erteledim dönüşümü.

Ama artık İstanbul'a dönüş için yola çıkmam gerek. Önce Jaipur'a gidip bir iki gün hiç birşey yapmadan orada kalmayı planlıyorum. Sonra Delhi sonra İstanbul...